SÖYLEŞİ : SOLDA YENİLENME ARAYIŞLARI

Bu haberi bir arkadaşıma gönder

Bu haberi arkadaşıma gönder.


Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Arkadaşınızın Adı Soyadı
Arkadaşınızın E-Mail Adresi

21.1.2006 - Değerli hocamız Prof. Dr. Burhan Şenatalar'ın da içinde olduğu bir grup, "solda yenilenme arayışları" konusunda bir çalışma yapıyor. 21 Ocak 2006 tarihinde, Aybay Hukuk Vakfı'nda gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Hocamız bu çalışma ile ilgili açıklamalarda bulundu. Söyleşiyi mezunuz Alev Kıyıkçı yönetti.


"Solda yenilenme arayışı" derken…
"Solda yenilenme arayışı" sözcüklerini, üçüne de önem vererek seçiyorum. "Arayış" dememizin sebebi, hazır bir reçetemiz yok. Yola çıkış amacımız, gerekçelerimiz, nedenlerimiz var. Ama varacağımız yer ile ilgili bir arayış içindeyiz. Bunu küçük bir grup olarak değil Türkiye çapında geniş katılımla yapmayı düşünüyoruz. İstanbul'dan sonra Eskişehir, İzmir, Adana, Antalya ve Gaziantep'te toplantılarımız olacak. 8-10 toplantıdan sonra da bir değerlendirme yapacağız.

"Hangi sol?"dan söz ediyoruz?
Bir parti veya partileri değil, en genel anlamı ile "sosyal demokrasi"yi kastediyoruz. . Sosyal demokrasiyi "Ortodoks Marksist Sol" veya "Kollektivist Sol"dan ayırmaya çalışıyoruz. Üretim araçlarının mülkiyetini kolektifleştirmeyi amaçlayan, piyasa mekanizmasını reddeden, her şeyin merkezi planla yönetilmesini düşünen dünya görüşü veya siyasi anlayıştan ayrılıyoruz. Piyasa mekanizmasının varlığını kabul ediyoruz. Ama ciddi sorunlar, zaaflar, sakıncalar yarattığını biliyoruz. Zaten "sosyal demokrasi", piyasa mekanizmasının yarattığı sorunları çözmeye, aşmaya, düzeltmeye ve denetlemeye çalışır. Bizim de bakış açımız bu. Sosyal demokrasinin bir ideolojik temeli ve ilkeleri var, ama aynı zamanda ağırlıklı bir tarafı da pragmatik, yani yaşam içinde çözümler üretmesi gerekiyor.
Türkiye'de sol'un potansiyeli nedir? Neden "yenilenme" gerekli?
Son 20-25 yılda Türkiye'de sol iki açıdan kan kaybediyor. Biri nicelik, oy oranının düşmesi. Diğeri nitelik, toplumda ideolojik öncülük, önderlik rolünün zayıflaması. Küreselleşmenin, yeni liberal dalganın, Türkiye'de 12 Eylül döneminin ve sol içi çatışmaların etkileri var.

Kendi içinde devamlı kavga eden bir partiye, toplumun güven duyması beklenemez. İdeolojik mücadele bir defa yaşanır veya beş sene yaşanır, sonra bir netlik olur ve yola devam edilir. Ama bir parti veya bir hareket, sürekli kendi içinde didişiyorsa, toplumun güven duyması da mümkün değil. CHP'de başkanla genel sekreter karşı karşıya üç defa seçim yarışına girdi. İdeolojik ayrılıklar pek yok ama ekipleşme ve arkadaş gruplarının mücadelesi var.

Türkiye'de sol bugün nicelik ve nitelik olarak bulunabileceği yerde değil. Türkiye'de sol'un bütün potansiyeli buysa, o zaman "yenilenmeye" ihtiyaç kalmıyor. Ancak bu görüşü kabul etmek mümkün değil. Türkiye "gelişmekte olan bir ülke" ve bir "geçiş toplumu". Tarımdan sanayiye geçiyor ve önemli bir yol almış. Çarpık bir kentleşme olmasına rağmen köyden kente geçiyor. Feodal değerlerden modern değerlere, kapitalist kentli toplumun değerlerine doğru geçiyor. Sınıfsal yapısında toplumun yarısına yakınını, sigortalı-sigortasız veya sendikalı-sendikasız olsun ücretli çalışan işçi ve memur oluşturuyor. Üretilen televizyon, buzdolabı, otomobil sayısı ekonominin belli bir kapasiteye ulaştığını gösteriyor. Profesyonel kadrolarımız, ki bizim mezunlarımız da bunun içindedir, iyi yabancı dil bilgileri varsa, Avrupa'dakilerden zayıf değil. Türk müteahhit, yönetici ve profesyonelleri dünyanın her yerinde iş yapıyor. Türkiye bir Bangladeş, Pakistan, Mısır, Ürdün değil. Böyle bir toplumda sosyal demokrasinin %20 oranında olması gerçekçi değil. "Türkiye'de sol oy geleneksel olarak % 30-35 civarındadır" görüşüne de katılamıyorum. 1950-60-70'lerde oy oranı üçte bir, 1973-77'de % 40 civarında oldu ancak Türkiye o günlerden bu yana çok değişti. 1980'de nüfus 44 milyondu bugün 70 Milyon. 25 Milyon yeni insan eklenmiş. İnternet, ATM, cep telefonu, renkli televizyon, çanak antenler hayatımıza girdi. 21. yy başında Türkiye'de sol potansiyeli %30-40'ın üzerindedir. Bunun neden hayata geçirilemediği üzerine düşünmek gerekir.

Birdenbire ortaya çıkan bir Cem Uzan % 7 oy alabiliyor. Bu potansiyelin sol tarafından değerlendirilemiyor olmasının irdelenmesi gerekli. Bir "yenilenme" gereği, sol'un Türkiye'de % 30'ların üzerinde bir potansiyelin olabileceği kabulünden yola çıkıyor.

Sol'da "yenilenme" nasıl olacak?
Türkiye'de herşeyden önce siyaset yapma tarzında temel değişikliğe ihtiyaç var. Bu konuda sol'un da dışına çıkıp tüm Türkiye üzerine konuşmamız gerek.
Siyaseti sadece "partiler tarafından yapılan bir iş" olarak görmek yerine, "toplumla ilgili karar alma sürecine katılım" olarak tanımlamalıyız. Böylece meslek odaları, vakıflar, dernekler, inisiyatifler, forumlar ve girişimlerin de siyasete katılımı söz konusu olur. Etkin siyaset yapmak demek, hayatın akışını değiştirmek, iyileştirmek demektir, bir başka deyişle toplumun daha üretken, daha özgür, daha adil olması yönündeki dinamiklerini güçlendirmek, hızlandırmak demektir. Bu bakış açısı sadece iktidarı ve iktidardaki eylemi belirlemekle kalmaz, muhalefet anlayışını ve eylemini de belirler. Bence üç farklı muhalefet yapma tarzından söz edilebilir: Birincisi, "iktidarın söylediğinin aksini söylemek." Türkiye'de en çok yapılan ve en kısır olan tarzdır. İkincisi "teknik anlamda alternatif getirmek." Somut sorunlara yönelik "daha iyi" projeler sunmaktır.

Üçüncüsü ise, sol'un siyaset yapma amacı ile örtüşen tarzdır. "Toplumun demokratikleşme ile ilgili gelişimini, iç dinamiklerini ve dönüşümünü hızlandırmak". Bu bakış açısında partiler yanında sivil toplum kuruluşlarının ve aktif yurttaşların rolü önem kazanır. Bu bakış açısıyla yapılan muhalefet yalnızca o günkü iktidara indekslenmez ve o günkü iktidarı aşan bir vizyonla davranır.Yurttaşları daha bilinçli ve aktif hale getirmek özel bir önem kazanır. Dayanışma ve sosyal adalet için STK, yerel yönetimler, akademisyenler ve teknisyenlerle çalışırız. Siyaset yapma amacımız, "daha fazla demokrasi, özgürlük, sosyal adalet ve dayanışma için toplumun iç dinamiklerini hızlandırmak" olur. Siyasete, "çözüm üretme, toplumu ve bireyi geliştirme" perspektifi ile bakarız. Bunu tek başına bir parti ya da sadece bir üstyönetim ya da lider taşıyamaz. Bu bakış açısı kolektif bir üretim süreci, değişik bir "siyaset yapma tarzı" gerekir. Bu süreçte partiler, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, bilim ve sanat insanları önemli bir sorumluluk üstlenir ve katkı yapar.

Kollektif üretime dayanan bir süreç için partiiçi demokrasi hem bir "amaç", hem de çözüm üretmek için zorunlu bir "araç"tır. Çözüm üretebilmemiz için ilgili herkesin katılımına açık bir üretim süreci yaşanmalıdır. Ak-kara çatışmasına düşmeden"müzakereci" ve "uzlaşmacı" bir süreç izlenmelidir. Parti dışından beslenen, uzmanlık ve bilime dayalı gerçek bir "arayış" süreci yaşanmalıdır.

Farklı görüşlerin güvence içinde dile getirilebilmesi ve katkı yapabilmesi ancak partiiçi hukuk ve partiiçi demokrasi ile mümkündür. Bu da sadece tüzükler ve yönetmeliklerle sağlanamaz. Parti içi "etik" zihinde yerleşmiş olmalıdır.Farklı görüşlere karşı hoşgörü hem demokrasinin ve dayanışmanın, hem de kolektif üretim mantığının bir gereğidir. Kollektif üretim sürecinde parti içi eğitimin önemi ne kadar vurgulansa azdır, son derece önemli. Partiiçi eğitimin zayıf olduğu bir harekette ideolojik doğrultu ve politik söylem kaçınılmaz olarak yetersiz ve tutarsız olur. Tartışma yapılmaz ve görüş ayrılıkları bastırılırsa, sorunlar aşılmış olmaz ve başka bir şekilde su üstüne çıkar.

Batılı partilerde parti içi eğitim yanında partilere yakın kuruluşlardaki eğitim de önemli bir rol oynuyor. Almanya'da büyük partilerin herbirine yakın bir vakıf var. Devletten yardım alan bu vakıflar, örgütsel olarak bağımsızdır, ama ideolojik olarak ilgili partiye yakındır. Alman Sosyal Demokrat Partisi'ne yakın Friedrich Ebert Vakfı'ndaki eğitimlere isteyen herkes katılabilir.Gelir dağılımı, yoksulluk, sosyal adalet, nükleer enerji, yaşlılıkta spor, çocuk yetiştirme, sağlık politikası, şehirleşme ve konut politikası, uluslararası dayanışma, küreselleşme gibi çok çeşitli konularda verilen eğitimler partiyi besler.

Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin bir "temel değerler" komisyonu vardır. Değişen dünya koşullarında sosyal demokrasinin temel değerlerine ve ilkelerine nasıl sahip çıkılacağını araştırır, tartışır, ortaya koyar. İnsan yaşamı uzadığına göre, emeklilik sigortası bugün nasıl düşünülmeli? Küreselleşme sürecinde sosyal demokrasi, temel değerlerinde çelişkiye düşmemek için ne diyecek, nasıl tavır alacak? Buna benzer birçok soru başta temel değerler komisyonu olmak üzere birçok birimde (merkezde ve yerelde) tartışılır.

Uluslararası sosyal demokrat hareketin ve güçlü sosyal demokrat partilerin en önemli özelliklerinden biri değişen koşullar karşısında kendini yenileyebilmektir. Seçim yenilgilerinin üstü örtülmez, tersine böyle bir süreçle partiler kendilerini yenileyebilir. Bizde yenilenme sürecini eğer lider başlatırsa başlatır, talep aşağıdan gelirse mutlaka "muhalefet hareketi" olmak zorundadır ve çatışmaya gider. Halbuki etkin bir parti olabilmek için partinin kendini yenileyebilme kapasitesinin yüksek ve yenilenme süreçlerinin saydam ve tüm üyelere açık olması gerekir.

"Yenilenme" için "gençleşme" süreci…
Solda yenilenmenin temel sorularından biri de gençlerin siyasete katılımının artırılmasıdır. Siyasetimizde uzun süredir gençlere güvenilmedi, seçme ve seçilme yaşı yüksek tutuldu. Gençler siyasetten koptu, toplumsal sorunlardan uzaklaştı. Sol hareketin kendini yenileme ve geliştirme kapasitesi "gençleşme" ile çok iç içe… Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin yeni başkanı 50, yeni genel sekreteri ise 34 yaşında.

Yeni bir "sol parti" mi kuruluyor?
"Solda yenilenme arayışı" konusunda TÜSES, SODEV, Sosyal Demokrasi Derneği, Demokratik Cumhuriyet Programı gibi kuruluş ve gruplar bir süredir tartışma toplantıları yapmaktaydılar. Bu toplantılarda belirli noktalar netleşti. DİSK'in kolaylaştırıcılığında başlayan hareket içinde de bu konular daha geniş kesimlerle paylaşılıyor.

Biz partilere indekslenmiş olarak değil, akademik bir çalışma yapıyormuş gibi başladık. Ama akademik bir çalışma gibi bitirmemek gerekir, diye düşünüyoruz. Bir şekilde siyasete dönüşmesi lazım. Şu anda bir parti kurulmuyor. "Parti kurmak" diye başlasaydık, o zaman "arabayı atın önüne koymuş" ve yanlış bir yerden başlamış olurduk. Konuştuğumuz temel etrafında kitlesel bir mutabakat varsa, o zaman durum saptaması yapıp yeni bir karar vermek gerekir. Bunlar zamanın yanıtlayacağı sorular. Değişik yerlerde toplantılar yaparak, bir yankı bulacağımızı ümit ediyoruz. Partiler dışında ve içinde büyük bir sosyal demokrat potansiyel var. Bu potansiyel bir araya toparlanabilirse, o zaman etkili bir güce ulaşabilir diye düşünüyoruz.

Yazı: Aslı DEDE '92
Fotoğraf: Hikmet UZUNARSLAN '90



Yorum Ekle

YORUMLAR


2731 kez görüntülenmiştir.

FOTOĞRAF ALBÜMÜ

Mezunlar Derneğimizin Mentorluk projesi olan
Mezunlar Derneğimizin Mentorluk projesi olan "Enderun Kapısı" 25. yıl etkinliklerinin ilki Işık Okullarında yapılan bir tanıtım toplantısıyla başladı

SON ÜYELERİMİZ


1988-FERRUH ÇINAR

2000-TURGAY YANAR

2008-JALE KOHEN