1987 MEZUNU DR. FİGEN TAŞKIN IN YAYINA HAZIRLADIĞI KİTAP

Bu haberi bir arkadaşıma gönder

Bu haberi arkadaşıma gönder.


Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Arkadaşınızın Adı Soyadı
Arkadaşınızın E-Mail Adresi

1.2.2011 - 1987 Mezunu Dr. Figen Taşkın'ın Yayına Hazırladığı Kurtuluş Savaşı Anıları: "Bu defa niçin harp edeceğimi biliyorum" adlı eser İş Bankası yayınlarından çıktı.

"Bu Defa Niçin Harp Edeceğimi Biliyorum" adlı kitap için mezunumuzdan almış olduğumuz detayları bilgileri bulabilirsiniz.

Günümüzde İstiklal Savaşı hatıralarını artık dedelerimizden dinleme olanağımız ne yazık ki yok. Ama yüzünü dahi göremediğimiz bir kuşağın İstiklal Savaşı’nın çeşitli cephelerinde yaşadıklarını Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Anı dizisi, 2005 yılından bu yana duyurmaya devam ediyor.

Kültür Yayınları Anı Dizisi’nden yeni yayımlanan İbrahim Sorguç’un Bu Defa Niçin Harp Edeceğimi Biliyorum adlı kitabı, Birinci Dünya ve İstiklal Savaşı’ndaki kendi ve cephe arkadaşlarının halini bugünün insanına samimiyetle anlatıyor.

Kültür Yayınları’nın Anı Dizisi, 2000’li yılların başından bu yana toplumsal hafızamızı canlı tutma işini yerine getiriyor. Dizi, ömrüne Osmanlı İmparatorluğu’nu oluşturan milletlerinden birine mensup olarak başlayan ama Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini sıcağı sıcağına yaşanların tanıklıklarını aktarmak gibi önemli bir işlevi üstleniyor. Bu dizinin belki de en büyük önemi, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçte yaşananları, yaşayanların gözünden aktarılmasını sağlaması.

Bu Defa Niçin Harp Edeceğimi Biliyorum adlı kitap I. Dünya Savaşı’nda Filistin cephesinde; Kurtuluş Savaşı yıllarında da Garp Cephesi’nde savaşmış İbrahim Sorguç’un anılarının toplamıdır. Sorguç 1916’da İstanbul Kadıköy’de bulunan Erkek Öğretmen Mektebi’nin dördüncü ve son sınıfındayken, “seferberlik” ilanı üzerine İhtiyat Zabit Namzetleri Talimgahına sevk ediliyor. Bir yıllık eğitimden en iyi derece ile mezun olan Sorguç, 1917 yılında Filistin Cephesi’ne gönderiliyor. Savaşa bir yıllık askeri eğitimle gönderilen Sorguç, ilk gün yakınında top mermileri patladığında gerçekten savaşa katıldığını anladığını açık yüreklilikle yazıyor. Filistin Cephesi anılarını ancak 1952 yılında yazan Sorguç, aradan geçen zaman dolayısıyla bütün çarpışmaları tarihleriyle ve ayrıntılarıyla hatırlayamadığını belirtse de aktardığı kadarıyla da, katıldığı çarpışmalar fazlasıyla çarpıcı. İyi yönetilmediği için cephedeki asker ile karargâhtakiler arasındaki farkların cephedekiler aleyhine fazlasıyla bozulduğu bu ordunun bozguna uğramasının çok da şaşırtıcı olmadığı anlaşılıyor.

Sorguç’a 1952’de anılarını yazarken hatırlatmasına yardımcı olabilecek Filistin Cephesi tarihine ilişkin bir kaynak çalışması olmadığını belirtmektedir. Sorguç’un Filistin Cephesi anılarının dökümü, bu cepheye ilişkin bütünsel bir bilgi sunmasa da anı sahibinde iz bırakan, hususları göstermektedir. Sonradan yazılan bu bölümler, o cephede tam da savaşın içinde olan bir askerin nelerden etkilendiğini ve bunu hafızasına kaydettiğini gösteriyor.
Filistin Cephesine dair anılar genel kaynaklarla çelişen bilgiler içerdiği için bu cephe üzerine yazılan kaynakların yeniden sorgulanmasına da olanak sağlıyor. Sözgelimi cephedeki askerin bol cephanesi olmasına karşın yiyecek ve giyecek sorunun olduğunu belirtir –ki bu durum genel kaynaklara aykırıdır. Cephedekiler-karargâhtakiler farkının Sorguç ile birlikte aynı cephede savaşan askerin moralini çökertmesi ve bu yüzden de firarların çok olduğu gibi bilgiler, resmi belgelerde yer almayacak bilgilerdir.

Kitabın ikinci bölümüyse günü gününe ve sıcağı sıcağına tutulmuş İstiklal Savaşı anılarından oluşuyor. Sorguç, İstiklal Savaşı boyunca geçirdiği her günü, bir çatışma olmasa da, her ne yaşadıysa kayda geçmiştir. İlkinin aksine, “Bu defa niçin harp edeceğimi biliyorum” dedirten bu savaşın ulusun ve kendi kişisel tarihi için oldukça önemli olduğunu, Sorguç bize çok iyi duyumsatıyor. Türk ulusunun İstiklal Savaşı’nı gönülden desteklediği sıkça söylendiği için olsa gerek, artık bu durum bir klişe olarak algılanır. Ancak Sorguç’un notları sayesinde bu savaşa bağlanan umutları, göğüs gerilen zorluklarla harcanan çabaların nasıl gelecek hayalleriyle örüldüğünü ayrıntılarıyla anlamak benzersiz bir deneyim.

Sorguç İstiklal Savaşı’nın katılışından mütarekenin imzasına uzanan üç yılı ve cepheyi bırakıp eve dönüş sürecini gün gün anlatmıştır. Sorguç, sonradan oğullarına ithaf ettiği anılarını pek bir otosansür kaygısı gütmeden kaleme almışa benzemektedir. Muharebeler sonrasındaki görevini hakkıyla yapmış olmanın huzurunu taşıyan ruh hali de, çatışmasız dönemde verilen görevleri zaman doldurmak için yapılan işler olarak görse de aksatmadan yaparken de, barışı beklerken geçmek bilmeyen dönemde yaşadığı umut gelgitleri de, Lozan’dan imza haberinin gelmesi üzerine havaya ateş açanlardan olduğu gerekçesiyle cezalandırıldığı sıradaki kendine güveni de, savaş sonrası Beyoğlu’nda gününü gün etmesi ve sonra bu yaptıklarından pişmanlık duyması da, bu içten ve sansürsüz tarzının ilk akla gelen örnekleri.

İbrahim Sorguç sadece savaş boyunca anılarını yazmakla kalmamış, savaşla ilgili belgelerle nesneleri de saklayarak gelecek kuşağa aktarmıştır. Ailesinin titizilikle koruduğu “harp sandığı”ndan çıkan mektuplar, kartpostallar, fotoğraflar, esaret dönemine ait belgeler, savaş alanından ganimet niyetine topladığı birkaç parça Yunan askeri malzemesi, eğitim notları, izin kağıtları, emir pusulaları anıları görsel açıdan bütünlüyor. Metinler ve görsel malzeme arasındaki az rastlanır bütünlük kitabı benzerlerinden daha çekici kılıyor. Sorguç’un vârisleri tüm bu belgelerle nesneleri, araştırmacılarla meraklıların yararlanabilmesi için Askeri Müze ve ATASE’ye bağışlamış.

Bu eserin satırları boyunca atalarımın ulus devlet kurma sürecine giden yolda verilen en büyük savaşta yaşadıklarını derinden hissettim. İbrahim Sorguç, sadece kendi tarihini değil, bir ulusun tarihini de yaşayıp tanık olurken kayda geçirmişti. Kısacası Bu Defa Niçin Harp Edeceğimi Biliyorum adlı kitap, ismini ancak bu kitap sayesinde öğrendiğimiz mütevazı bir kahramanın gözünden samimi ve içten bir İstiklal Savaşı tanıklığı.

Dr. Figen TAŞKIN


Yorum Ekle

YORUMLAR


2844 kez görüntülenmiştir.

FOTOĞRAF ALBÜMÜ

Mezunlar Derneğimizin Mentorluk projesi olan
Mezunlar Derneğimizin Mentorluk projesi olan "Enderun Kapısı" 25. yıl etkinliklerinin ilki Işık Okullarında yapılan bir tanıtım toplantısıyla başladı

SON ÜYELERİMİZ


1988-FERRUH ÇINAR

2000-TURGAY YANAR

2008-JALE KOHEN