CENGİZ ERDİNÇ SÖYLEŞİSİ - OVERDOSE TÜRKIYE

Bu haberi bir arkadaşıma gönder

Bu haberi arkadaşıma gönder.


Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Arkadaşınızın Adı Soyadı
Arkadaşınızın E-Mail Adresi

20.11.2005 - Overdose Türkiye konulu söyleşi 20 Kasım 2005 tarihinde Makine Mühendisleri Odası İstanbul şubesinde İstanbul SBF Mezunlar Derneği organizasyonu ile gerçekleştirildi. Fakültemiz mezunu yazar Cengiz Erdinç’nın aynı adlı kitabı üzerine yapılan söyleşiyi mezunlarımızdan Figen Taşkın yönetti. Osmanlılar’dan başlayarak, afyon ve eroin üretimi ve kaçakçılığı sürecinde Türkiye’nin konumu ve izlenen devlet politikalarına değinen Erdinç, organize suçun motoru haline gelen eroin kaçakçılığının etkilerinin Türkiye’de yeterince algılanmadığını belirtti.
Erdinç, aşırı doz eroin ölümlerinin engellenmesi için kamu politikaları oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, Eroin kaçakçılığında önemli bir transit ülke olan Türkiye’de kullanım ve bağımlılık oranlarının düşük olduğu sanılıyor. Ancak aşırı doz ölüm oranları ülkemizde her yıl hızla artıyor. 2006 yılından itibaren iç kullanımın ciddi bir sorun haline geleceğini düşünüyorum. dedi. Söyleşide edindiğimiz bilgileri sizler için derledik.





Çalışmanızda neden özellikle eroin konusuna yöneldiniz?
Bütün dünyada ve Türkiye’de eroin organize suçun motoru haline geldi. Günümüzde organize suçun demokrasiyi tehdit eden en büyük sorunlardan biri olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de bu tehdit yeteri kadar algılanmıyor. Siyasetin finansmanından ekonomideki bazı açıklara, döviz dengesinden overdose (aşırı doz) ölümlere kadar çok karmaşık bir alan olmasına rağmen, Kurtlar Vadisi benzeri dizilerle fantastik bir dünya yaratılıyor ve konu hafife alınıyor. Oysa Türkiye’de organize suç yayılıyor, siyasete yürüyor ve siyaseti ele geçirebiliyor. Bu yürüyüş hangi aşamada? sorusunun yanıtı elbette tartışılır. Ancak kesin görünen şu ki, eroin kaçakçılığından elde edilen olağanüstü rant bu gelişmede itici güç rolü oynuyor.

Afyon ve eroin üretimi ve ticaretinde Osmanlı İmparatorluğu nasıl bir politika izledi?
Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en büyük afyon üreticilerindendi ve Türk afyonları içerdiği morfinden dolayı çok da kaliteliydi. O dönemdeki ticarette, İmparatorluğun Avrupa ile ilişkilerinde, Avrupa’da özellikle İngiltere, Hollanda ve Belçika’nın Uzakdoğu ile ilişkilerinde afyonun etkili olduğu görülüyor. Afyon konusunda yasal bir ticaret söz konusu. Eroin, 1890’larda Bayer tarafından ilaç olarak üretildi. Aspirin ile aynı laboratuarda iki hafta arayla aynı bilim adamları tarafından sentez edildi. 1898’de piyasaya çıktı, mucize ilaç olarak tanıtıldı ve çok hızlı yayıldı. 1910’a doğru ciddi sağlık sorunlarına neden olduğu anlaşıldı. Önce Amerika’da daha sonra Avrupa’da ticareti yasaklandı. Bayer 1912’de üretimi durdurdu. Uluslararası toplantılar sonucu kullanımı da sınırlandırıldı. Uluslararası Lahey ve Cenevre konferanslarında İngiltere, Hollanda ve ABD’den gelen afyon üretimin kısıtlanması taleplerine Osmanlı İmparatorluğu direnç gösterdi. İki anlaşmayı da imzalamayan İmparatorluğun haklı gerekçeleri olduğu söylenebilir. Taleplerini açıklayan bu ülkeler hem bir yandan Asya’yı özellikle Çin’i afyona boğuyor, hem de Osmanlı’daki üretimin kısıtlanmasını istiyor. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin tanınması için, Lozan Anlaşması çerçevesinde Türkiye’den Lahey ve Cenevre anlaşmalarını imzalaması taahhüdü alınıyor fakat Türkiye bu anlaşmaları imzalamıyor.

1920’lerde Çin’in afyona boğulmasının nasıl bir siyasi amacı olabilir?
Afyon satıp bağımlılık yaratarak, büyük bir pazar elde edip siyasi olarak Çin’i ele geçirmeyi planlıyorlar. Bu, uluslararası anlamda bir ülkenin başka bir ülke ile, bir tür örtülü savaş halinde narkotik mal kullanmasına ilk örnektir. O dönemde, Osmanlı İmparatorluğu afyon üreticisi konumunda, asıl satıcılar ise Doğu Kumpanyası benzeri büyük İngiliz şirketleri.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Türkiye’de afyon ve eroin üretiliyor mu?
Lahey ve Cenevre Konferansları ile afyon ve eroin 1925’te bütün dünyada yasaklanıyor. Türkiye’de ise, 1926’dan başlayarak afyon alkoloidleri fabrikası adı altında İstanbul’da eroin üreten üç fabrika kuruluyor. Birini Taksim’de Japon mafyası Yakuza kuruyor. Diğerleri ise Kuzguncuk ve Eyüp’te bulunuyor. Kuzguncuk’taki fabrikanın Yönetim Kurulu Başkanı, o dönemde Meclis Başkanı olan ve daha sonra başbakanlık da yapan Hasan Saka. Levantenler, Rum iş adamları, Belçikalı sermaye gruplarının ortaklıkları var. Avrupa’da yasak ancak Türkiye’de eroin üretimi yasal olarak yapılıyor. O dönemde ABD’De mafya eroini keşfediyor. Lucy Luciano merkezi hesapları olan bir işletme gibi yönettiği mafyayı klasik bir suç örgütünden bir endüstriye evriltiyor. Luciano’nın beyni olan Meyer Lansky 30’ların başında İstanbul’a gelip bağlantılar kuruyor. Amaç, Fransız bağlantısı olan ve Havana’da noktalanan afyon-eroin hattı için Türkiye’deki fabrikalardan tedarikçilik sağlamak. Türkiye uluslararası anlaşmaları imzalamayıp morfin ve eroin sattığı için, 1929’dan başlayarak büyük bir ambargo ile karşılaşıyor. ABD New York Belediye Başkanı La Gardia Türk malları için bir yasa tasarısı veriyor. Şubat 1930’da New York’ta yakalan Alesia adlı bir gemide Türkiye’den yüklenen 500 bin dolarlık morfin bulunuyor. Amerika’da mafya klanları arasında savaşın başladığı bu dönemde Luciano üstünlük sağlıyor. Eroinin geleceğini görüyor ve üzerine oynuyor. Baba filmi ile 70’lere taşınan mafya eroin satar mı, satmaz mı? tartışması aslında 30’ların ürünüdür. Amerika’da içki yasağı yeni sona ermiş, mafya içki yasağı döneminde büyük kriminal ciroya ve organizasyona ulaşmıştır. Çok parası ve büyük bağlantıları organize edebilecek yeteneği vardır. Luciano bu dönemde İstanbul’daki fabrikalar ve kaçakçılarla ilişki içindedir. 1930’da bu fabrikalar 1,5 milyon bağımlının ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede, aylık yaklaşık 3-5 ton eroin üretiyor. Türkler’in de içinde bulunduğu çok uluslu kaçakçılık yapısı özellikle Mısır’ı eroine boğuyor. Mısır’da yaşanan bu facia yüzünden, Türkiye’deki fabrikaların kapanma nedenlerinden biri de genç yaşta Kahire Emniyet Müdürü olan İngiliz Russel Paşa’nın çabaları olmuştur. Eroin kaçakçılığının, hukuki anlamda organize suç olarak ilk Mısır’da tanımlandığı söylenebilir. Russel Paşa’nın hedef gösterdiği kişilerden biri Meclis Başkanı Hasan Saka, diğeri ise İçişleri Bakanı Şükrü Kaya. Şükrü Kaya’nın Fransa’da kaçakçılarla işbirliği yaptığını söylüyor. Mısır’da o dönemde kitlesel ölümler oluyor. 10-12 milyonluk Mısır’da neredeyse 30-40 bin kişi eroinden ölüyor. Kaynağında Türkiye’den yapılan kaçakçılık var. 1933’te eski bir asker olan General Sherril Türkiye’ye elçi olarak atanıyor. Mustafa Kemal’in biyografisini yazıyor ve sağladığı bu yakınlık sayesinde kabinede en güvendiği adamların bu işin içinde olduğunu anlatıyor. Bir gecede bir yasa çıkarılıyor ve Mustafa Kemal kabineyi toplayarak ertesi gün şu açıklamayı yaptırıyor: Eroin fabrikaları kapanmıştır. Uluslararası anlaşmaları imzalayacağız. Mustafa Kemal’in iradesine rağmen meclis direniyor. Karar Halk Fırkası’ndan geçiyor ama mecliste bir yıl boyunca yasa hazırlanamıyor. Afyon lobisi 1933 yılında Mustafa Kemal’e bile direnecek güce sahip. Ancak Mustafa Kemal’in ısrarları ile fabrikalar kapatılıyor. Türkiye’nin çok uluslu kaçakçılıktaki rolü hep 70’li yıllara, Bulgarlara bağlanır. Ancak 30’lu yıllarda bu ilişkiler zaten vardı. Büyük sermayedarlar Avrupa’nın kaçakçılık çeteleri ve dünyanın önde gelen mafya organizasyonları ile ilişkide olmuştu.

Afyon ve eroin günümüzde Türkiye’ye nereden geliyor?
Afyon Afganistan, Uzak Asya ve Meksika’da üretiliyor. Türkiye’ye gelen Afganistan kaynaklı afyon oradan iki yolla çıkıyor. Birinci yolda Pakistan ve İran üzerinden, diğerinde ise Afganistan’ın üst bölgesinden Tacikistan, Türkmenistan ve Moskova’ya kadar giden bir hattan, Gürcistan üzerinden Türkiye’ye ulaşıyor. Ama en önemli kanal daha eski olduğundan İran kanalı. Tahminlere göre Türkiye’den yılda 70 ton eroin geçiyor. 50 ton İran sınırından geçse, kilosunda 1000 dolarlık rant bile yılda 50 Milyon dolar eder. Sadece sınır rantı bu. İstanbul’da bu rakam daha da artıyor.

Dünya ile karşılaştırıldığında eroin kullanımı ve bağlılığı Türkiye’de hangi noktada?
İngiltere, Hollanda, İtalya ve Fransa’da 80’li yıllarda overdose sorunu yaşandı, hala yaşanıyor. Hollanda liberal bir model uyguluyor. Esrarın serbest bırakılması ve eroin kullanımında belli alanlar oluşturulması ile geliştirilen bir kamu politikası izlenerek, aşırı doz ölüm oranlarında azalma sağlandı. Aşırı doz engellenebilir fakat bağımlılığı önlemek çok zor. Türkiye Adli Tıp Kurumu’na gelen otopsi kayıtlarıyla yapılan araştırmalara göre 1990-2000 yılları arasında sadece İstanbul’da eroin nedeniyle 575 kişi ölmüş. Uluslararası standartlara göre bir bağımlının ölmesi için en az iki yıl eroin kullanması gerekiyor. Bağımlılar arasında aşırı dozdan ölüm oranı ise binde bir. Buna göre; İstanbul’da 1996 yılında 75 kişi aşırı doz eroin alımından öldüyse, 2 yıl öncesi yani 1994 yılında 75 bin bağımlı olduğunu söylemek mümkün. Günümüzde ölümler İstanbul’da yılda 200 kişiye yaklaşmış durumda, bu sonuçtan 2 yıl önce 200 bin bağımlı olduğu tahminini yapabiliriz. Türkiye’den ayda 4-6 ton arası eroin geçtiği tahmin ediliyor. Türkiye transit ülke, bu nedenle iç piyasaya bir etkisi yok, bizim çocuklarımız bağımlı olmuyor. düşüncesi yaygın. Oysa, eroin geçtiği her yerde arkasından bağımlılar bırakıyor. Transit ticaretin artması ile birlikte Türkiye’de bağımlılık oranı da artmaya başladı. Bunun basit bir nedeni var. Türkiye dışından eroini alıp Avrupa’ya geçirenler bu iş sırasında nakliyeci, paketçi gibi organizasyonda yer alan kişilere para değil, eroin veriyor. Bu aracı iç piyasaya satıyor, böylece eroin iç piyasada da kullanıma giriyor. Ben 2006 yılından itibaren iç kullanımın ciddi bir sorun haline geleceğini düşünüyorum.

Overdose Türkiye, F. Cengiz Erdinç, İletişim Yayınevi, 2004


Yorum Ekle

YORUMLAR


3909 kez görüntülenmiştir.

FOTOĞRAF ALBÜMÜ

Mezunlar Derneğimizin Mentorluk projesi olan
Mezunlar Derneğimizin Mentorluk projesi olan "Enderun Kapısı" 25. yıl etkinliklerinin ilki Işık Okullarında yapılan bir tanıtım toplantısıyla başladı

SON ÜYELERİMİZ


1988-FERRUH ÇINAR

2000-TURGAY YANAR

2008-JALE KOHEN