Atatürk’ün Diktatörlüğü ve Anadolu Aydınlanma Devrimi Üzerine

Bu haberi bir arkadaşıma gönder

Bu haberi arkadaşıma gönder.


Adınız Soyadınız
E-Mail Adresiniz
Arkadaşınızın Adı Soyadı
Arkadaşınızın E-Mail Adresi

ASIM SES
12.11.2011 - Atatürk’ün Diktatörlüğü ve Anadolu Aydınlanma Devrimi Üzerine
Diktatör denince benim aklıma gelen görüntü şöyle:
—İhtiraslı,
—Hırsı yeteneklerinin önünde,
—İhtirası iktidarının hizmetinde,
—İktidarı için insanları araç olarak kullanmaktan çekinmeyen,
—Buyurgan,
—Gereğinde acımasız ve zalim olmaktan çekinmeyen,
—Savaştan hoşlanan, kandan beslenen,
—Kendi gururunu halkının (tebaasının) onurundan önünde tutan,
—Halkının aydınlanmasını kendi iktidarı için tehlike gören,
—Ülkenin ekonomik ve sosyal kaynaklarının kontrolünü yandaşları aracılığıyla tekelinde tutan,
—Yarım aydın olup bunu gösteriş ve şatafatla gizleyen,
hasta bir ruh.
Şimdi Mustafa Kemal diktatör müydü derken, hep, bu tür bir tipolojiye uygun olup olmadığı aklıma gelir. Ve ben Mustafa Kemal’i diktatör olarak göremem. Mustafa Kemal bir devrimciydi. Gerçekçi, pragmatik ve aynı zamanda insancıl bir devrimciydi.
Her devrimci bir ihtilalcidir de, ama her ihtilalci bir devrimci değildir, diye beylik bilineni belirttikten sonra, Mustafa Kemal’inde ihtilal ve devrim aşamasında, tüm devrimlerde olduğu gibi yapması gerekenleri yapmış, yapması gereken “bazı kafaların koparılması” ise bundan çekinmemiştir. Ancak her devrim kendi çocuklarını yerken, Mustafa Kemal, görüş ayrılığına düştüğü dava arkadaşlarını korumuştur.
Anadolu devrimi önderi Mustafa Kemal’in bir devrim projesi vardı. 1776 Amerikan devrimi beyaz liberal bir devrimdi, 1789 Fransız devrimi burjuva (şehirli) devrimiydi. 1917 Rus Bolşevik devrimi Marksist proletarya (işçi sınıfı) devrimiydi. 1947 Mao (Çin) devrimi Marksist köylü devrimi idi. 1923 Anadolu devrimi ise bir Antiemperyalist devrimdir. Ve mazlum milletlere örmek olmuştur.
Anadolu devriminin diğer devrimlerden ayıran bir özelliği vardır: Sınıfsal bir devrim değildir. Fransız, Rus Bolşevik ve Çin devrimi gibi sınıfsal temel üzerinden değil, ulusal bağımsızlık mücadelesi üzerinden yürütülmüş bir aydınlanma devrimidir. Bu devrim sınıfsal olabilir miydi? İktidarı için üretim araçlarını, bir diğer sınıf/sınıflar aleyhine kullanan bir sınıf olsaydı Misak-ı Milli sınırları içinde, belki olabilirdi. Onun için Anadolu devrimi, bir sınıfın önderliğinde değil, istibdat, II. Meşrutiyet ve İttihat ve Terakki tecrübelerini yaşamış Osmanlı asker ve sivil bürokratların önderliğinde ve Anadolu eşrafının (ileri gelenlerinin) desteğinde yapılmıştır. Bu haliyle kendine özgü, özgün bir devrimdir. Peki, sınıflara (sosyal) kapalı mıydı? Bugün baktığımızda kapalı olmadığını söyleyebiliriz. Kapalı olması tarihin diyalektiğini inkâr anlamına, tarihin önüne takoz koyma basiretsizliği (vizyonsuzluğu) gösterme anlamına gelirdi.
Keza, tarihin diyalektiğine çomak sokarcasına yapılan 1917 Rus ve 1947 Çin devrimleri 20.yy’lın son çeyreğinde, Marks’ı haklı çıkarırcasına, topu taca atmışlardır. Karakteristik olarak örnek verirsek, 1789 Fransız devrimi ise, imparatorluklar, cumhuriyetler, 1848 ve 1870 ihtilalleri sonucunda, burjuva sınıfının sömürgelerinden ve üçüncü dünya ülkelerinden elde ettiği artı değeri bir kısmını işçi/orta sınıfına aktararak, onların refahını artırmak ve siyasal gücü onlarla paylaşmak suretiyle (Fransız ihtilalinin ilk yıllarında vergi vermeyenlerin oy hakkı yoktu) bir çözüme ulaşabilmiştir. Tabii insanlık tarihindeki tüm bu deneyimlerin uygarlık tarihine katkısı olduğunu da kabul etmek gerekir.
Anadolu ihtilalinin kendine özgü bir devrimle sonladığını kabul ettikten sonra, Mustafa Kemal’inde kendi özgü bir diktatör olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz sanırım. Aydınlanmadan taviz vermeyen, muasır medeniyet seviyesini hedefleyen ve buradan demokratik bir cumhuriyeti yaşama geçirme projesidir. Ve hatta bu cumhuriyet salt soyut özgürlüklerle donatılmış bir cumhuriyet değil, toplumcu bir cumhuriyettir. Ve bu cumhuriyet salt siyasal değil, eğitim ve kültür devrimidir. Halk tebaadan vatandaşlığa geçerken, zihniyet devrimiyle yaşamı anlama biçimi de değişmiş, kadercilikten kaderine hükmetmeye (yaşamında modern bilimleri kullanma) başlamıştır.
Atatürk ve cumhuriyeti kuran kadrolara jakoben eleştirileri de yöneltilmektedir. Yani, halka rağmen halkçılık. Ben bugün, şunu da anlamaya çalışıyorum; demokrasilerde çoğunluğun, milli iradenin bir sınırı var mıdır? Yoksa çoğunluğun veya milli iradenin kararı mutlak mıdır? Bence bir sınır vardır ve bu sınır akıl ve bilimdir. Akla ve bilime aykırı düşen bir iradeye karşı toplumun aydınlarının ve bilim insanlarının direnme (bilimsel eleştiri) hakkı vardır. Çünkü aklı ve bilimsel düşünceyi toplumdan esirgediğimizde veya popülizm, polemik ve demagojiyi aklın ve bilimi süzgecinden geçirmeden hoyratça kullandığımızda toplum olarak varacağımız nokta, bağımsızlığımızı kaybetmesek bile, kendi topraklarımızda “maraba” olmaktır. Eh, Anadolu devrimini yapanlarda ne kendilerine ne de halklarının “maraba”lığı layık görmemişlerdir. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyen bir anlayış da bunun gereğini yapmak zorundadır. Durum bundan ibarettir.
Ha, o günlerden bugünlere gelinceye kadar, devlet ve iktidarlar yanlış yapmış mıdır? Yapmıştır. Komünistlere, Turancılara, dindarlara, gençlere, Kürtlere, Alevilere, sıradan vatandaşa, gayrimüslimlere karşı bilerek (sistematik) veya bilmeyerek yanlışlıklar yapılmıştır. Atatürk döneminde de yanlışlar yapılmıştır. Ama bu teferruatlar tablonun bütününü yok saymamıza neden olamaz. Muasır medeniyet hedefi bu topluma, bu yanlışlıkları sorgulama cüreti de vermektedir ki, bu, özgürlüklerin en büyüğüdür.
Sonuç olarak, herkes bulunduğu ortam ve konumdan 70 yıl önceye, 70 yıl önceki dünya konjonktürüne baksın ve Mustafa Kemal’in diktatör olup olmadığına, Anadolu aydınlanmasının bu ülke sınırları içinde yaşayanları ileriye mi geriye mi götürdüğüne karar versin. 11.11.2011



Yorum Ekle

YORUMLAR


4015 kez görüntülenmiştir.

ÜYE GİRİŞ

Sign-In
Üyelik
Şifremi Unuttum

ÜYE BİLGİ SİSTEMİ

FOTOĞRAF ALBÜMÜ

İSTANBUL SBF İŞ ETİĞİ SİYASET VE KAMU ETİĞİ SERTİFİKA PROĞRAMI
İSTANBUL SBF İŞ ETİĞİ SİYASET VE KAMU ETİĞİ SERTİFİKA PROĞRAMI

SON ÜYELERİMİZ


1983-IŞIL BAĞCIOĞLU

1986-SEVİNÇ DERVENT

1993-CENGİZ SUNAY

GÜNCELLENEN PROFİLLER